30.05.2019 16:02 Gizem Kılıç A- A+

KEŞMİR ANLAŞMAZLIĞI

KEŞMİR ANLAŞMAZLIĞI

KEŞMİR ANLAŞMAZLIĞI

Hindistan’ın kuzeyinde bulunan Keşmir’in kuzeydoğusunda Çin, kuzeybatısında Afganistan ve batısında Pakistan bulunmaktadır. Antik Yunanlılara kadar uzadığı düşünülen tarihi boyunca “cennetin yeryüzündeki hali” ya da “cennet vadisi” olarak adlandırıldı. 1845-1846 yıllarında gerçekleşen I. Angola-Sih Savaşları sonrasında, savaşı kaybeden Sih Hükümdar’ın 16. yaşındaki oğlu Gulab Singh’nın İngilizlere ödediği 7,5 milyon rupi kendisine hükümdarlık, Jammu ve Keşmir bölgesine ise özerk devlet unvanı kazandırdı. 1947 yılında İngiltere’ye karşı bağımsızlığını ilan eden Hindistan’ın bölünmesinden sonra ise Pakistan ve Hindistan arasındaki, zaman zaman Çin’in de dahil olduğu, bögesel çatışmanın konusu oldu. 1947, 1965 Hint-Pakistan Savaşı ve 1999 Kargil Savaşları da dahil olmak üzere iki ülke Keşmir için pek çok kez savaştı.

ANLAŞMAZLIĞIN GEÇMİŞİ:

Hindistan ve Pakistan’ın bağımsızlıklarını ilan etmeden önce de çekişme konusu olan Keşmir halkına 1947 yılında, Hindistan Bağımsızlık Yasası'nın öngördüğü bölümlendirme planı uyarınca her iki ülkeden birisine kendi seçimleri doğrultusunda katılma şansı verildi. Bağımsız kalmayı tercih eden Keşmir, Pakistan askerleri tarafından işgal edilince, yerel yöneticinin Hindistan’dan yardım istemesi ile 2 yıl sürecek ilk savaş başlamış oldu. Birleşmiş Milletlerin müdahil olması ile 1 Ocak 2019 tarihinde ateşkes imzalandı ve iki tarafta daha sonra “Kontrol Hattı” olarak alınacak ateşkes sınırının gerisinde kalmayı kabul etti.

Pakistan tarafından “Cebelitarık (Gibraltar) Operasyonu” adı verilen operasyon planlarına göre köstebekler yerel halka karışacak ve onları isyana teşvik edecekti. Yürütülen gerilla savaşı ise köprüleri, tünelleri ve otoyolları, Hint Ordusu tesislerini ve hava alanlarını tahrip ederek Keşmir'de 'silahlı ayaklanma' için koşullar yaratacaktı. Pakistan’ın eylem planı başarısız dahi olsa, Keşmir sorununa uluslararası dikkat çekmiş olacaklardı. Bu amaçlarla Pakistan’ın 1965 yılında Hindistan’a bağlı Keşmir’i işgal etmesi ile ikinci savaş başladı. Ancak Keşmirliler isyan etmediği için plan başarısız oldu. 1 Eylül 1965 tarihinde Hindistan ve Keşmir arasındaki iletişimi kesmek amacıyla Pakistan ateşkes hattında karşısında bulunan Aknur’a bir saldırı başlattı. Hindistan bu saldırıya karşılık, Pakistan sınırındaki Pencap'a bir saldırıda bulunarak savaşı genişletti. 17 gün süren savaş her iki taraftan da binlerce can kaybına neden oldu be II. Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük zırhlı araç ve tank çatışmasına sahne oldu.  Sovyetler Birliği ve ABD’nin diplomatik müdahaleleri ile Birleşmiş Milletlerin ateşkes ilan etmesiyle savaş bir çıkmazla sona erdi. Özbekistan’da imzalanan Taşkent Deklarasyonu’na göre her iki taraf da çatışma öncesi konumlarına geri çekildi ve birbirlerinin içişlerine karışmamayı kabul etti.

1971 yılında gerçekleşen Hint- Pakistan savaşı, Pakistan’ın kaybıyla sonuçlandı. Doğu Pakistan’daki askeri birliklerin teslim olması ile Hindistan’ın da desteğiyle Bangladeş bağımsızlığını ilan etti ve Hindistan Güney Asya'da net bir bölgesel güç olarak ortaya çıktı. Çatışmalar sırasında Pakistan topraklarından 8270 km2 alanı ele geçiren ve 90 binden fazla esiri elinde tutan Hindistan’ın, Güney Asya’da barışı sağlamak için ısrar etmesi üzerine Simla şehrinde ikili bir zirve yapıldı. Pek çok kez durma noktasına gelen görüşmeler çıkmaza girince iki ülkenin başbakanları Zulfikar Ali Butto ve Indira Gandhi özel bir toplantıda bir araya gelerek ateşkes koşullarını tartıştılar. İki ülke tarafından formüle edilen ve imzalanan Simla Anlaşması ile ülkeler farklılıklarını ikili görüşmeler ile barışçıl yollarla çözme ve artık “Kontrol Hattı” olarak anılacak ateşkes hattını korumaya karar verdiler.

1999 yılında Pakistan askerlerinin Kontrol Hattı’nı geçerek Keşmir ve Jammu’ya sızmaları ile iki ülke bir kez daha savaşmaya başladı. Çetin kış koşulları sebebiyle alçak irtifalara inen Hindistan askerleri şehrin kontrolünü kaybetti. Coğrafi koşulların, her iki tarafın da Kontrol Hattı üzerinde sıkı bir kontrol sağlamasına engel olmasını kullanan isyancılar Kargil bölgesindeki dağları işgal etti ve Keşmir ile Leh arasındaki tek bağlantıyı kestiler. Bu durum Hint ve Pakistan orduları arasında geniş çaplı bir çatışmaya yol açtı. O zamana kadar kendilerini nükleer güç olarak ilan etmiş iki ülke arasındaki çatışmanın bir nükleer savaşa dönüşme korkusu ile dönemin ABD Başkanı Clinton halihazırda yenilgiye uğrayan Pakistan’ı çekilmeye zorladı. Pakistan Ordusu tüm birlikleri ile geri çekilip ihtilafı sonlandırınca, Hindistan, o zamandan beri tam zamanlı devriye ve denetleme yaptığı, Kargil Dağları’nın kontrolünü geri kazandı. Yapılan görüşme ve anlaşmalara rağmen Kontrol Hattı sayısız kere ihlal edildi.

HİNDİSTAN’A GÖRE:

Hindistan Dış İşleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamalarda, Keşmir’in Hindistan’ın ayrılmaz bir parçası olduğu ifade ediliyor. Haklılıklarını, İngiliz sömürgesinden bağımsızlıklarını ilan ederken Keşmir’in son hükümdarı Maharaja Hari Singh tarafından imzalanan Jammu ve Keşmir Devleti'nin Hindistan Birliği'ne Katılım Belgesi’nin diğer özerk bölgeler tarafından imzalanan anlaşmalar ile aynı olması ve yasal bir belge olması ile savunuyorlar. İmzalanan bu anlaşma Hindistan Hükümeti Yasası (1935), Hindistan Bağımsızlık Yasası (1947) ve uluslararası hukuk uyarınca tamamen geçerli dolayısıyla bütün ve geri alınamaz. Bölgede yaşanan iç anlaşmazlıkları ise Pakistan’ın kendilerine karşı sahte propaganda yaparak Keşmir halkını Hindistan karşıtlığı yapmaya yönlendirdiği belirtiyor.

 

PAKİSTAN’A GÖRE:

Pakistan, Keşmir'in "Pakistan'ın ŞAHdamarı" olduğunu ve nihai statüsünün Keşmir halkı tarafından belirlenmesi gereken tartışmalı bir bölge olduğunu savunuyor. Bu iddiaların temelinde İngiltere sömürgesinden çıkma döneminde bağımsız bir ülke olmayı tercih etmelerine rağmen, hükümdarın halkının tercihine saygı göstermeyerek Hindistan ile anlaşması yer alıyor. Maharaja’nın sevilen bir lider olmadığı ve çoğunluğu Müslüman olan halkı bastırmak için kaba kuvvet kullandığını ve Hint Askeri’nin daha katılım belgesi imzalanmadan Keşmir’de bulunduğunu, bu durumunun 1947 yılından önce Pakistan ile Keşmir hükümdarları arasında imzalanan moratoryum anlaşmasına aykırı olduğunu savunuyor. Hindistan’ın Müslüman Keşmir halkı, Müslüman Pakistan’a katılmayı seçeceklerini bildikleri için BM Güvenlik Konseyi tarafından yapılması öngörülen halk oylamasına engel olduğunu sıklıkla dile getiriyorlar.

 

KEŞMİR’E GÖRE:

İnsan hakları savunucularına göre; Keşmir halkının kendine özgü bir kimlik anlayışı var ve bu anlayış bölge nüfusunun büyük kısmı Müslüman olduğu için dinden uzak değil ve sadece Müslüman olmayan nüfusun desteklenmesi ile halkın kendi geleceğini tayin edeceği bir hareket oluşamaz. Eğer Hindistan ve Pakistan’ın Keşmir’in toprak bütünlüğü ve barışçıl gelişimini sağlayabilirlerse, Keşmir halkının bağımsız olmayı tercih edeceğini ancak bu koşullar sağlanamazsa dini yakınlık ve ekonomik sebepler yüzünden Pakistan’a katılmayı seçebilecekleri ülkedeki avukat, insan hakları savunucuları ve akademisyenler tarafından beyan ediliyor. 1947 yılında Keşmir’in Hindistan’a katılımının geçici ve halkın isteklerine bağlı olduğu için Keşmir halkına daha sonra geleceğini belirleme hakkı tanındığını ancak devler seçimlerinin bu şartı yerine getirmediğini ifade ediyor.  Bununla birlikte Hindistan’ın Keşmir’de adil seçim yapılmasına engel olduğunu çünkü seçimlerin Hindistan lehine çıkmayacağını bildiklerini savunuyorlar. Keşmir’deki muhalifler ise Hindistan’ın bölgede 600,000 asker görevlendirdiğini ve bu rakamın dünya genelindeki sivil halk/asker ortalamasının çok üzerinde olduğunu belirtiyorlar.  1994 yılında Uluslararası Hukukçular Komisyonu’nun aldığı karara rağmen, Keşmir halkına kendi kaderini tayin etme hakkı tanınmadı.

 

SU KAYNAKLARI ANLAŞMAZLIĞI VE SİACHEN BUZULU:

İki ülke arasındaki bir başka gerginlik sebebi de bölgedeki su kaynaklarının kontrolüdür. Hindistan’ın Bari Doab Kanalları’nı kapatarak Pakistan ekinlerine ciddi zarar vermesi konusuna çözüm sağlamak için 1948 yılında Dünya Bankası başkanı arabulucuk yapmayı önerdi. Ancak asıl sorunsu kaynaklarını paylaşmaktan ziyade ideoloji ve egemenlik ile ilgili olduğu için çabalar sonuçsuz kaldı. 10 yıldan fazla süren müzakereler sonucunda 1960 yılında her iki ülke tarafından imzalanan İndus Waters Anlaşması ile batıda bulunan 3 İndus nehrinin Pakistan’a, doğuda bulunan 3 İndus nehrinin ise Hindistan’a verildi.

Hint ve Pakistan Keşmir'lerini ayıran sınır ve Kontrol Hattı, bazı son derece zorlu arazilerden geçiyor. Dünyanın en yüksek savaş alanı olan Siachen Buzulu da bu sınırın insanı zorlayan bir parçası. Hindistan 200.000 askeri personele rağmen sınırı her mevsimde koruyacak adam gücü yaratmanın mümkün olmadığını savunuyor. Ancak zor koşullar iki ülkenin bu konuda çatışmasını engellemiyor.

İNSAN HAKLARI SORUNLARI:

Hem Hindistan hem de Pakistan yönetimleri birbirlerini insan hakları ihlalleri ile suçlarken kendilerinin suçsuz olduğunu iddia ediyor. Ancak her iki ülkenin de işlediği suçlar, uluslararası örgütler tarafından belgeleniyor.

 

HİNDİSTAN YÖNETİMİNDEKİ KEŞMİR:

Keşmir’de bulunan Hint Kuvvetleri tarafından yargısız infaz ve tecavüz gibi insan hakları ihlalleri, mevcut çatışmaların yeri olan Keşmir Vadisi’nde işleniyor. Militanların işlediği suçlar, devlet kuvvetlerinin işlediği suçların yanında sönük kalıyor.

2010 yılında Chatham House tarafından yapılan anketlerde, Keşmir Vadisi’ndeki Müslüman çoğunluğun olduğu bölgelerde yaşayan halkın ülke geneline (%43) göre insan hakları ihlalleri konusunda daha yüksek endişeler (%55-%83) taşıdığı ortaya çıktı. Ancak Hindu ve Budist çoğunluğun yaşadığı bölgelerde Hindistan’a olan bağlılık son derece güçlü olmakla birlikte insan hakları ihlalleri ile ilgili endişe yok (%3) denecek kadar az. ABD Kongresi tarafından 2005 yılında yayınlanan raporda Hindistan hükümeti tarafından 1988’den beri yaklaşık 90,000 Keşmirli Müslüman öldürüldü. İnsan Hakları İzleme Örgütü, Keşmir’deki militanların da sivilleri hedef aldıklarını; çıkan çatışmalarda 1989 yılından beri 50,000’den fazla kişinin öldüğü iddia ediliyor. 2011 yılında Jammu ve Keşmir tarafından yayınlanan verilere göre, 1990 yılından beri çıkan isyanlarda 43,460 kişi öldürüldü. Bunlardan 21,323 tanesi militan, 13,226 sivil militanlar tarafından, 3,642 sivil devlet güçleri tarafından öldürülürken, 5,369 polis ise militanlar tarafından öldürüldü. Jammu ve Keşmir Sivil Toplum Koalisyonu kayıtlara geçmeyen ve çoğunluğu Hindistan silahlı kuvvetleri tarafından işlenen 70,000’den fazla cinayet gerçekleştiğini iddia ediyor. Koalisyon Keşmir’de güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen Gawakadal, Zakoora, Tengpora ve Handwara katliami gibi olayları soykırım ve savaş suçu olarak nitelendiriyor.

Mart 2008’de insan hakları savunucuları tarafından Kontrol Hattı bölgesinde 1000’e yakın sahipsiz mezar bulunması, yüzlerce kişinin protesto için sokağa dökülmesine yol açtı. Bulunan mezarların ortadan kaybolduğu iddia edilen yerel halka ait olduğu düşünülüyor. Hindistan’ın konu ile ilgili yaptığı açıklamada 1989’dan beri gözaltında 331 kişinin öldüğünü, 111 kişininse kaybolduğu belirtiliyor. Her ne kadar Hint Hükümeti tarafından reddedilse de çeşitli insan hakları örgütleri Hint Güvenlik güçlerinin kaba kuvvet, işkence, gösterilerde kurşunlanma, gözaltında cinayet yöntemleri gibi yöntemlerle soykırıma uğradığını iddia ediyor. Wikileaks tarafından yayımlanan belgeler arasında 2005 yılında ABD diplomatlarının, bölgede güvenlik güçlerince gerçekleştirilen binlerce işkence ve tecavüz vakasını Uluslararası Kızıl Haç Komitesi’ne (ICRC) bildirdiği yer alıyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün hazırladığı bir rapora göre, Hindistan güvenlik güçleri, arama operasyonları sırasında sivillere saldırıyor, gözaltında tutulan kişiler işkence görüyor ve misilleme saldırılarında siviller öldürülüyor. Tecavüz vakaları genellikle erkekler parklarda ya da okul bahçelerinde kimlik soruşturması için tutulurken güvenlik güçleri evlerini aradıkları sırada gerçekleşiyor.

Müslümanların yanı sıra ayrımcılığa maruz kalan diğer bir etnik grup ise Panditler. Hindistan hükümeti tarafından yayınlanan raporlarda 140,000 civarında Keşmir Panditi’nin göç etmeye zorlandığı ifade ediliyor. Yerlerinden edilmiş Panditlerin birçoğu Jammu ve Delhi'deki geçici mülteci kamplarında ve güvenli olmadığı için vatanlarına dönemiyorlar. Hindistan hükümetine göre bu etnik temizlikten, Pakistan tarafından yetiştirilen ve silahlandırılan Müslüman militan gruplar sorumlu. Bu grupların liderleriyse, Panditlerin göçe zorlanmasındaki asıl nedenin, Müslümanları yalnız bırakarak, karşı mücadelenin daha kolay ve başarılı olmasını amaçlamak olduğunu belirtiyor.

 

PAKİSTAN YÖNETİMİNDEKİ KEŞMİR:

Pakistan’a yöneltilen insan hakları ihlali suçlamaları arasında Azad Keşmir’de gerçekleşen dini ayrımcılık ve dini özgürlüklerin engellenmesi yer alıyor. Hükümet karşıtı gösterilerin ve ifade özgürlüğünün sistematik olarak engellenmesi de sorunlar arasında gösteriliyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Pakistan’ı El Kaide dahil olmak üzere bazı İslamcı terör örgütlerine yardım etmekle suçluyor. İnsan Hakları Komisyonu’na göre, Pakistan kontrolündeki Keşmir’de faaliyet gösteren Pakistan İstihbarat Servisi geniş kapsamlı gözetim, keyfi tutuklama, işkence ve cinayet ile suçlanıyor.

Bu sorunlara bir de bölgedeki kadın nüfusun yaşadığı ayrımcılık ekleniyor. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından yapılan açıklamaya göre Pakistan Keşmir’deki kadınların hakları, Pakistan’dan farklı değil. Yasalar önünde erkeklerle eşit haklara sahip olamadıkları gibi, eğitim olanakları ve eş seçimleri son derece kısıtlı. Aile içi şiddet, zorla evlendirme ve diğer suiistimal türleri kaygı verici boyutlarda devam ediyor. Ancak tecavüz ve namus cinayetleri oranı Pakistan’a göre daha düşük.

Gilgit-Baltistan halkının temel talebi ise bölgenin anayasal statü kazanmasıdır. Uluslararası Keşmir İttifakı’nın himayesinde 8-9 Nisan 2006 tarihlerinde Brülsel’de gerçekleştirilen konferansta Avrupa Parlamentosu üyelerinin birçoğu Gilgit-Baltistan'daki insan hakları ihlalleriyle ilgili endişelerini dile getirdi ve Pakistan hükümetini bölgede demokratik kurumlar ve hukukun üstünlüğü kurmaya çağırdı. 2009 yılında Pakistan hükümeti bu bölge için anayasal statü kazandırmayan bir özerklik reformu geliştirdi ancak bu gelişme vatandaşlık halkları isteyen nüfusu memnun etmedi. Yapılan bu reform Pakistan, Hindistan ve Pakistan kontrolündeki Keşmir’de eleştiri ve muhalefete sebep oldu.

 

GÜNCEL GELİŞMELER:

8 Temmuz 2016’da bir militan liderin güvenlik güçleri tarafından yakalanıp öldürülmesi, bölgede protestolar ve gösterilere sebep oldu. 100’den fazla sivilin öldüğü olaylarda 17,000’den fazla kişi polisle çatışırken yaralandı. 600’deb fazla kişi körlüğe yol açacak yaralar aldı. Çıkan olayların ardından Keşmir’in 10 ilçesinde sokağa çıkma yasağı uygulandı. Değişken söylentileri önlemek için cep telefonu ve internet kullanımları engellendi ve bölgenin pek çok yerinde gazeteler yasaklandı. 18 Eylül 2016’da dört militan tarafından Hint Ordu üssüne düzenlenen saldırıda 19 asker ve pek çok militan öldü. 2016 Uri Saldırısı olarak anılan bu eylem için Hintliler Pakistan’ı suçladı ve 19. SAARC zirvesini ertelenmek, Rus hükümetinden önceden ayarlanmış olan Pakistan ile yapacakları askeri tatbikatı iptal etmelerini istemek ve Hintli Sinema Filmi Üreticileri Birliği'nin Pakistan ile çalışmayı askıya alması gibi çeşitli biçimlerde yanıt verdi. Pakistan hükümeti yaptığı açıklamada sınır ötesi terörizmde herhangi bir rolleri olduğu iddiasını yalanladı. 2018 senesinde bölgede içlerinde siviller, güvenlik güçleri ve militanların olduğu 500’den fazla kişi yaşamını yitirdi.

2016 yılından beri yaşanan en ölümcül olay 14 Şubat 2019 tarihinde Keşmir ayrılıkçı terörist grup Jaish-e-Mohammed’in (JEM) üstlendiği bir canlı bomba saldırısı ile 40’tan fazla Hint askerinin öldürülmesi ile gerçekleşti. Bombalamanın ardından Hindistan, Pakistan’ı uluslararası toplumdan izole etmek için mümkün olan tüm diplomatik adımları atacağını açıkladı. 26 Şubat 2019’da yapılan misillemede 12 Hint savaş uçağı Pakistan kontrolündeki Keşmir’i bombaladı ve JEM’in yaklaşık 350 üyesini öldürdü. Hindistan’ın Pakistan hava sahasını ihlal etmesi ile iki ülke arasındaki gerilim arttı. Pakistan saldırının büyük zarar ve zayiat vermediğini ve mutlaka karşılık vereceklerini açıklayarak savaş korkularını körükledi. 27 Şubat 2019’da Pakistan uçaklarının hava sahalarına giren iki Hint Hava Kuvvetleri jetini düşürdü açıklandı. Srinagar’daysa hastanelerin çatılarına havadan görülecek şekilde kızıl haçlar çizildi. Yoğun kar yağışı sebebiyle karayolları kapanan Keşmir’de zaten kısıtlı olan yemek ve yakıt stokları dördünce savaştan korkan halk tarafından tüketildi. Bombalı saldırı sonrasında Kontrol ABD Başkanı Bill Clinton’ın dünyanın en tehlikeli yeri diye adlandırdığı Kontrol Hattı boyunca yaşanan çatışmalarda gerçekleşen sivil ölümleri için her iki ülke de birbirini suçluyor. Yüzlerce muhalif ve dini lider güvenlik güçleri tarafından hapse atıldı, şehirdeki işletmeler ise protesto için sokakları ve pazarları terk ettiler. Sık sık kesintiye uğrayan bölge ekonomisi durma noktasına geldi. İki bölge arasında ticaret yapılan noktada ise 140 kamyon alışverişi önlemek için barikat kurdu. Hint muhalefet partisi mayıs ayında yapılacak seçimler sebebiyle gerginliğin bilerek azaltılmadığını iddia etti.

Bölgede şiddete neden olan sorunlar çözülmediği için gerilim ve çatışmaların önüne geçilemiyor. Her ne kadar görünüşte iki ülke de farklılıklarını bir kenara bırakıp çözüm bulma istediği taşısalar da Hindistan ve Pakistan dışında çatışmanın tarafı olan Keşmir’in beş bölgesi ve çok sayıda siyasi örgüt çözümü zorlaştırıyor. İki ülke arasındaki sürekli artan gerilimin topyekûn savaşa dönüşmeden sürüp gitmesinin en büyük sebebi, iki ülkenin de nükleer silahlara sahip olması ve bu silahları kullanmaktan çekinmediklerinin biliniyor olması. Halkları ve liderleri Keşmir’i saplantı haline getirse de hem uluslararası baskı hem de sonuçlarının çok büyük olması iki ülkeyi nükleer savaşa girmekten alıkoyuyor.