04.01.2019 20:53 Doç. Dr. Kürşat ÖNCÜL A- A+

Türkiye’nin Görünmeyen Kültürel Problemi

Türkiye’nin Görünmeyen Kültürel Problemi

Türkiye’de “kültür” toplumun her katmanı tarafından dile getirilen bir konu olduğundan iktidarların da yeterince ilgilenmediği ve çoğu zaman uzmanı olmayan kişilerin bakan, müsteşar, genel müdür olarak görev yaptığı bir sahaya dönüşmüştür. Ancak kimsenin gündeme getirmediği ya da gündeme getirmekten kaçındığı kültürel problemler yarınlara bırakılamayacak kadar halının altına süpürülmüş ve halının altında yer kalmamıştır. Ülkenin siyasal gündemi içinde yer almayan ve ancak ilgili birkaç kişinin zaman zaman dile getirdiği bu problemlerden biri alfabe meselesidir. 

Seçimlerde oy kaygısıyla haklı/haksız, gerekli/gereksiz pek çok kişinin ihtiyaca binaen dile getirdiği bu konu, işin uzmanları açısından traji komik görüntüleri de beraberinde getirmiştir. Büyük bir kesimin parti fanatizmi içinde ülke gerçeklerinden ve sosyo-kültürel şartlardan bihaber bir şekilde dile getirdiği alfabe meselesi, özellikle görsel ve yazınsal basında “dedemin mezar taşını okuyamıyorum” sloganıyla kendine yer bulmaktadır. Buna karşın konu, tarihsel anlamda derinlikli bir formatta ve ülkenin bugünü ve yarını açısından ele alınması gereken bir husustur.  

Somut anlamda Latin alfabesine geçişin arka planı oldukça farklı detaylar barındırmakla birlikte özü itibarıyla Cumhuriyet’in ilanı sonrasında Bakü’de gerçekleştirilen kongrede alınan kararlar Türkiye’nin Latin alfabesine geçişinde önemli köşe taşlarından biri olmuştur. 1926 yılında Bakü’de yapılan kongreyi Atatürk’ün yakından takip etmiş bu kongre için Türkiye Cumhuriyeti’nden de temsilci olarak Fuat Köprülü, Hüseyinzâde Ali Bey ve o dönemde İstanbul’da bulunan yabancı Türkologlardan Barthold toplantıya göndermiştir. Bakü Kongresine giden yolda ise XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Gaspıralı’nın eğitim çalışmalarındaki fikirlerinin ön plana çıktığı ancak Türkistan coğrafyasının önemli bir bölümünde dile getirilen ve gündem oluşturan alfabe değişikliği tartışmaları söz konusudur. 

1879 yılında Mirza Rıza Han’ın Arap alfabesinin Türkçenin imlâsı için uygun olmadığını belirtmesi; Tatar asıllı alimlerin konuyla ilgili çalışmaları sonrasında Tataristan’ın Latin alfabesine geçişi; Yakutlar’ın latin alfabesine geçişi,  Özbekler’in 1923 yılında yapılan Taşkent konferansında Türklerin beynelmilel Latin alfabesine geçmesi gibi kabul ve uygulamalar bu konuda Türkistandaki çalışmaların yalnızca birkaçıdır. Aynı tarihlerde Osmanlı coğrafyasında ise Antepli Münif Mehmet Efendi’nin Arap alfabesinin imlâsının değiştirilmesine dair görüşleri;  Ebuziyya Tevfik’in Arap harflerini ıslah ederek matbaada kullanması; Enver Paşa’nın özellikle orduda kullanılmak üzere vokallerin imlâda gösterilmesine yönelik çalışmaları dikkate değerdir. 

Cumhuriyetin kuruluşu sonrasında ülkenin sosyo-politik yönünün büyük oranda belirlenmesine karşın ülke açısından en önemli enstrümanlardan biri olan alfabe konusunda adım atılmaması bu tartışmaların sürmesinde aranmalıdır. Alfabe değişimi için toplumsal şartların oluşmadığı yönündeki görüşler “saltanatın ve halifeliğin kaldırılması”  gibi sadece Türk toplumu için değil İslam dünyası adına da alınan kararları göz ardı etmek olacaktır. Dolayısıyla alfabe değişikliği için farklı bir sürecin izlendiği hususunu göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Tüm bu tartışmalar sürerken dönemin önemli fikir insanlarından ve ileride Demokrat Parti’nin dış işlerinden sorumlu biri olacak olan Fuad Köprülü’nün katıldığı Bakü Kongresi gerçekleşir. 

Kongrede Türk Dünyası’nın tavrı Latin alfabesine geçiş noktasında şekillenir. Bu kongrenin ardından 1927 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin Latin alfabesine geçişi gerçekleştirilmiş olmakla birlikte Bakü kongresinde alınan kararlar dönemin siyasal şartları nedeniyle kongreye katılan diğer ülkeler tarafından gerçekleştirilememiştir. Cumhuriyet’e yönelik kültürel bağın kopmasına yol açtığı iddiasıyla dile getirilen ve çeşitli şekillerde olumsuzlanan alfabe değişikliği sürecinin, Demokrat Parti’nin dışişleri bakanı olacak Köprülü’nün hazırladığı rapor doğrultusunda gerçekleştirildiği noktası ise bugün suskunlukla geçiştirilmektedir.

Alfabe değişikliğine yönelik Türkiye’nin ikinci tarihsel dönüm noktası XX. yüzyılın son döneminde S.S.C.B.’de yaşananlar ve Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlığını kazandığı tarihlerden itibaren başlamıştır.Bu dönemde 18-20 Kasım 1991 tarihinde Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü tarafından Milletlerarası Çağdaş Türk Alfabeleri Sempozyumu, 29 Eylül-2 Ekim l992'de Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te Türk Cumhuriyetleri Eğitim Bakanları ve Türk Toplulukları Eğitim Temsilcileri Konferansı, 08-10 Mart 1993 tarihinde Türk İş Birliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA) tarafından Ankara' da düzenlenen ve beş bağımsız Türk cumhuriyetinden bilim adamlarının katıldığı Alfabe ve Yazım Konferansı ve 21-23 Mart 1993'te Antalya'da yapılan Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk-Kardeşlik ve İş Birliği Kurultayı'dır.

Bu toplantı ve kongrelerde alfabe konusu ele alınmış, 34 harfli "Ortak Türk Alfabesi"ne geçiş teyit edilmiştir. Kongrelerde alınan ve altına imza konulan metinler, PKK terör örgütünün Türkiye gündemini belirleyici bir konuma yükselmesi ve sosyal haklar olarak istediği alfabe değişiklikleriyle Türk Dünyası adına alınan kararlardaki örtüşen sesler alfabe değişikliğine izin vermemiştir. 

Tarihteki yerini alan çözüm süreci ise alfabe konusunun tekrar gündeme getirildiği yeni bir dönemdir. Sözde silahsızlanma kapsamında istenen kültürel haklar eğitim dili, eğitim hakkı, ana dili tartışmaları içerisinde şekillenmiş ve bu süreçte kazanımlar elde edilmeye çalışılmıştır. Terörün sosyal ve siyasal hareketliliğinin zirve yaptığı, kültür adına ülkenin bölünme sürecinin ve özerklik kavramlarının tartışıldığı bu günler, bugün için sona erdirilmiş olmakla birlikte zaman zaman yeniden gündeme taşınma gayretleri içerisindedir. Süreçte yaşanan olumsuzlukların büyük oranda giderildiği bu günler gelecek perspektifinin konuşulduğu bir fırsat olarak değerlendirilmelidir. 

Özellikle son yıllarda Kazakistan’ın, Özbekistan’ın Latin alfabesine geçme kararları, Türk devletleriyle geliştirilen ilişkilerle kurulan Türk Konseyi, Türk Akademisi gibi çeşitli organizasyonlar, alfabe adına Türkiye’nin alacağı kararlar açısından sosyo-politik anlamdaki avantajlardır. Türk Dünyasıyla ortak bir alfabe adına atılacak adımlar Türkiye’nin iç siyasetinde PKK’ya yakınlığıyla bilinen siyasal parti ve hareketler hariç hemen her kesimden kaçınılmaz olarak destek bulacaktır. Sosyal ve siyasal anlamda Türkiye’nin önüne çıkan bu fırsat, “büyük ve güçlü bir Türkiye” adına uygulayıcılarını Türkiye’nin iç siyasetinde olduğu kadar Türk Dünyasında da ön plana çıkaracak tarihsel bir misyona ulaştıracaktır.